Batıl ise, hocalık, hacılık, şıhlık, şeyhlik, müritlik, el alıp-el vermeler, tekke ve türbe adı altında yürütülen bir yoldur. Ayrıca da muska, büyü, fal, medyumluk, üfürükçülük gibi boş işler de bunlarla alakalıdır. Bunların hiçbir zaman gerçek keramet gösteren ermişlerin yolunda yeri olamaz, hiçbir zaman da bunları savunanlar Hakikatten ilim alıp veremezler. Sadece inandıkları kişilerin kendi yazdıkları gibi kulaktan dolma aktarımlarla bugüne kadar gelinmiştir.
Abdest ve namaz belli bir inanca ait değildir. Kimse kendisine mal edemez. Sadece Muhammed – Ali, Hak divanına durarak insanların doğru yola yürümeleri ve bütün kötülüklerden kendilerini uzak tutabilmeleri için, Hacı Bektaş-i Veli’nin dediği gibi, “İnsanların eline, diline, beline sahip çıkarak”, Hakkın buyruğundan dışarı çıkmadan, yaşadığı müddetçe Allah’a söz vererek, divanında ibadetini yerine getirmesidir. Abdest ve namaz, Muhammed – Ali’nin, onlara gönül veren ve onların yolundan gitmek isteyen insanlara bıraktığı bir ışıktır, ibadettir. Gerçek ibadetlerden de insanlığa zarar gelmez.
Hakikat yolundan gitmeyenlerin sonu karanlıktır.
Her dönemde ve her toplumda olduğu gibi, bugünlerde de, gerçekleri ve gerçek yolları, yürümeden, kabullenemeden, gerçek yüzleri tanımadan, gerçeklerden alıntı yaparak, kendi birtakım önyargılarıyla, “çamur atalım, izi kalsın” gibi art niyetli yaklaşımlarla gerçekleri gördüğü halde, her zaman doğruları çarpıtarak, aktarmışlardır.
Gerçekler, yalnızca gerçeklerden öğrenilir.
Gerçekleri yalnızca gerçekler bildirir. O gerçekler de can gözü açık olan erenler, evliyalar, ermişlerdir.
Zöhre Ana olarak, insanlık adına her zaman güzellik, birlik beraberlikten yanayım. Hurafeye, ibadetin, dini inançların istismar edilmesine karşıyım. Allah’ın bana verdiği bir ışıktır. Sahtekârlık, yalancılık gibi amaçlarım asla olmamıştır, olamaz da… İnsanlığa ait olan her yolda insanlara el uzatıp onların yanında oldum ve olmaya devam edeceğim. Ben, hiçbir zaman din, dil, ırk ayrımı yapmadım ve yapanların da daima karşısındayım. Dedelik ya da aileden, toplumdan, herhangi bir kişiden herhangi bir din eğitimi almadım, bu yolda kimseyi tanımadım, herhangi bir dede soyundan gelmiyorum.
Rüya gibi hayal âleminde gezen insanlar gibi de gelmedim. İnsanlar beni farklı bakış açılarıyla değerlendirebilir. Bana önyargıyla yaklaşan insanlara ben önyargıyla yaklaşmam. Onlar hangi gözle görürse görsün ben önyargılı gözlerin gördüğü ve anlattıkları gibi değilim. Her zaman toplumun birlik ve beraberliğinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin, Türk Ordusunun, Laikliğin ve ona sahip çıkan insanların yanındayım. Devletimizin, milletimizin bütünlüğünü bozmaya ve onu parçalamaya çalışan insanların daima karşısındayım.
Ne mutlu ki bana Mustafa Kemal’e gönül vermişim…
Ne mutlu Mustafa Kemal’e gönül verenlere…
Bütün dünya bilir Türk Ordusunu
Egemenlik kurdum yurt ulusunu
Dillerde söylenir Allah doğrusu
Cihana getirdim barışı sulhu
Gökyüzünde uçar turna katarı
Türkiye unutma güzel Atanı
Memleket kurtaran bunca vatanı
Her gelen gerçeğe çamur atanı
Zöhre Ana, Allah’ın verdiği bitmez tükenmez bir derya ummandır, bilgilenmek ve aydınlanmak isteyen insanlara kapısı her zaman açıktır.
Zöhre Ana’nın deryasından bir damla nefesi:
İnsan isen yola gel
Bülbül isen güle gel
İkilik yoktur bizde
Kâfir isen dine gel
Şüphe etme gel imana bizlere
Batın haberini verem sizlere
Gün biter bir anda vurun dizlere
Dinle can kulakla bildirir Zöhre
Üçler beşler dükkânından alanım
Allah’ın yoluna pazar kuranım
Zöhre Ana donunda gelin olanım
Kevser Elifinden ilim alanım
Bezirgânsız kervan gitmez.
Alisiz derviş ötmez.
Gerçeksiz de ocak tütmez…
Arı her çiçekten yapıyor balı
O yeşil güneşte gördüm kırmızı alı
Bu dünya fanidir boş göçer Salı
Fatıma Zöhre Ana, sıfatı garı…
Zöhre Ana
Sayfalar: 1 2
