Yolumuz, Muhammet Ali yoludur.
Hazreti Muhammed ve Hazreti Ali, bu yolu nefesleriyle,
ibadetleriyle insanlığa miras olarak bırakmışlardır.Gösterdikleri
yolun kurallarını yerine getiren ve Kırklar Dergâhındaki
ibadetlerini bu şekilde yapan, bütün derviş,
ermiş kişiler vasıtasıyla da insanlık adına Muhammed
Ali’nin gösterdiği güzellikleri bizlere aktaran
ve mezhep olarak Alevilik mezhebini getiren,
İmam Cafer adıyla bilinen evliyadır. (Toplumda
bilinen ismi İmam Caferi Sadık’tır.)
Muhammed-Ali mezhebi olarak bilinen Alevilik,
ayrı bir mezhep olarak görülemez. Görülemeyeceği
gibi de kimsenin, yolumuzu başka mezheplerle
karşılaştırarak, kişisel sorunlarıyla dışlamaya,
çamur atmaya hakkı yoktur. Yani bu yolu mezhep
olarak görmek istemeyen bir takım insanlar, İslamiyet
Dışı ve Müslümanlık adı altında yargılayarak
kirletemez.
Alevilik mezhep olarak ilk defa Muaviye katliamıyla
tahriklere ve bölüntülere uğradı. 1500 yıl önce
başlamış olan bu tahrikler halen devam etmektedir.
Ehlibeyt yolunu benimsetmemek için Muhammed –
Ali evlatlarına, insanlığa yakışmayan akıl almaz
eziyet ve zulümler yaparak Kerbela’yı tahriklere
uğrattılar.
Muhammed-Ali Oniki İmam canlarını bitirmek isteyen
münafık ve fesatlar, Allah yoluna düşman olanlar,
birçok iftira atarak; çıkar ve amaçlarına ulaşmak
için o dönemde yaşayan insanları da parçalara
böldüler, inançlarını zedeleyerek toplumda mezhep
ayrılığına sebep oldular. İslamiyeti din göstererek
Müslümanlık adı altında yapmadıkları çirkeflik
kalmadı.
Muhammed – Ali yolu, Allah’ın, bizlere ışık tutması
için, Muhammed’i rehber, Ali’yi mürşit kapısı
olarak bildirmesidir. İnsanlığın yolu, ilimdir.
İlmin kapısı, Hacı Bektaşi Velimizin dediği gibi;
“Allah ışığı”dır. Bu ışığın sahibi de, bin bir
dondan baş gösteren, insanlık sancağını çeken,
bir ismiyle Hazreti Ali, bir ismiyle de Şahımerdan
tanınan Allah’ın aslanıdır. Yolumuzun adı Müslümanlık
değil insanlığa giden yoldur. Çünkü Allah birdir,
Muhammed-Ali yolunda ikilik yoktur birlik vardır.
Bizim sevgimiz, aşkımız, pirimiz, ışığımız, mürşit
kapımız Hazreti Ali’dir. Ve Hak sancağını çeken
bu canlardır.
Bir insan nasıl doğduysa öyle olmalıdır. Sadece,
büyük günahlarıyla Hakkın huzuruna vardığı zaman,
mezhebinden değil kendi işlediği günahından sorulur.
Bunu da ancak Allah’tan başka hiç kimse yargılayamaz.
Din, dil, ırk ayrımı yapmadan bizim gözümüz ve
özümüzde insanların hepsi birdir. Sadece inançları
farklı farklıdır. Bu durum içinde de Alevilik
ne İslam dışı ne de bir felsefe olarak görülmelidir.
Bilhassa Müslümanlıkla değil de iman ve Kuran
aşkıyla ibadet ederek bağlanıp o yola yürüyebilmek
için bir kul olarak layık olunabilinirse ne mutlu.
Alevilik de bu kapsamda Muhammed – Ali yoludur.
Bu yolu kimse kendine yakıştırarak kullanamaz.
Çünkü Allah Muhammed Ali, Oniki İmam, Ehlibeyt
inancıyla; Kırklar adıyla, mürşitlik yapan, Allah’ın
ulu nazar ettiği canlardır. En büyük Allah mirası
bunlara lütfedilmiştir.
Muhammed’e Kuran, Hazreti Ali’ye Zülfikar gönderilmiştir.
Aynı sözümüz olarak, kıskançlık yaparak, dünya
saltanatına erişmek isteyenler, zalim zulümlük
altında işkenceler yapıp, acılar çektirerek Muhammed
– Ali soyunu ve onlara biat eden insanları, katliamlar
sonucunda bitirmek ve yok etmek istemişlerdir
ve tarihe de ne için yapıldığını bildirmemek
için hiçbir şeyi açıklamadan, İslam ve Müslümanlığı
ortaya sürerek amaçlarına ulaşmak için çabalamışlardır.
Sonra da bu insanlar arasında bin bir türlü felaketler
ortaya çıkarılarak mezhepler kullanılmıştır.
İmam Cafer mezhebi Muhammed – Ali ışığı altında
bu günlere kadar gelmiştir. Bu mezhep ismine
ise, asırlardan beri İslam tarihinde yer vermemişlerdir.
Ve her şehit düşen evliyanın, Muhammed torunlarının,
Hazreti Ali’nin şehitlik tarihlerini değiştirmişlerdir.
Bunlardan sonra gelen ve Hak tarafından yetişip
yetiştirilen keramet sahiplerine (Hak âşıklarına
ve maşuklarına) eziyetler yaparak, aynı acıları
çektirerek gerçekleri yansıtmamış ve onları susturmaya
çalışmışlardır.
Fakat bu Gerçekler, isimleri dillerde, mucizetleri,
kerametleri ve nefesleriyle her zaman bilindiler.
Her birini kesip, asıp, yüzüp şehit ederek veya
sürgüne yollayarak varlıklarını yok etmeye çalıştılar.
Onların ışığını hiç bir zaman kimse söndüremez,
sadece göç eden bedenleridir. Asla ruh ölmez, don
(beden) değişir. Don değişenler, evliyalık mertebesinde
insanlık adına ışık tutan yol gösteren, kerametleri
ve ibadetleriyle öncülük yaparak gelen evliyalardır.
Allah’ın insanlığa gönderdiği lütuflardır. Gerçekler,
memleketin dört bir yanından yetişerek gelirler
ve gayba gittikten sonra da, bunların soyundan
gelenler ocakzade olarak bilinirler.
|