Muharrem Ayı Nedir?

Muharrem ayı veya Muharrem Orucu diye ifade edilen hakikâtte Hz.İmam Üseyin’in Yas-ı Matemidir. Hz.Üseyin’ in davası,  Hz.Üseyin daha dünyaya gelmeden önce dedesi Hz.Muhammet Mustafa tarafından Hz.Ali’nin doğumunda Gülbenk duası ile bildirildi.1  Hz.Üseyin’in varlığı, makamı çok yücedir. Onun için yas-ı matemi de çok önemlidir.

Dedesi koynunda uyur Üseyin
Hak yoluna kestim yavrum bebeğim
Yasını tutmayana kulum mu derim
Huzuruma gelir mahrum ederim

Nefes: Hz.Muhammed Mustafa
Bildiren : Mürşit Zöhre Ana

***

Ehlibeyt’e gönül veren bir kişinin Ehlibeyt’in yaşadıklarından ve çektiği çilelerden bihaber olması düşünülemez. Ehlibeyt’in atası Muhammed Ali de dahil olmak üzere gelen bütün evliyalar yaşadığı dönemde hep çile çekmiş ve akıl almaz işkencelere, hakaretlere, kötülüklere maruz kalmışlardır. Ehlibeyt’in içinde istisnasız bütün ermişler çile çektikleri halde Hz.Üseyin ‘in yerinin farklı olduğu yine Ehlibeyt’in kendi dilinden, nefesinden anlaşılmaktadır .

Hz.Üseyin, Hak divanının sahibi ve Allah yolunun şehididir. Onun Muhammed Ali yoluna can cömertliği yapması Hakkın emridir. Hz.Üseyin, Yezid’e biat etmeyerek, dedesi Muhammed Mustafa’nın Hakikat Kur’an’ını bu kafirlere vermemiş ve en sonunda bu uğurda mübarek başını vermiştir. Hz.Üseyin şehit edildikten sonra öncelikle Ehlibeyt ve tüm sevenleri karalar bağlamıştır.

Yüzyıllardır, O’nun için yası matem tutulur , göz yaşı dökülür, ağıtlar, mersiyeler yakılır, söylenir.

Gelen her evliya nefesine Hz.Üseyin ile başlar, O’nun aşkını, çilesini, sitemini dile getirerek yaşatır. Zöhre Ana’nın 32 yıldır verdiği mücadele Ehlibeyt, Hz. Hasan ve Hz. Üseyin’in mücadelesidir. 

Kerbela’da öyle bir zulüm yaşanmıştır ki yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ yüreklerdeki acısı dinmemiştir ve dünya durdukça da dinmeyecektir. Dökülen kan, İmam Üseyin’in mübarek kanıdır, peygamber torununun kanıdır. Bu zulüm, Hz.Üseyin’ e yapılmakla beraber Muhammed Ali nesline yani Ehlibeytine de yapılmıştır.

Hz.Üseyin ile Yezid’in mücadelesi, Hak ile Batıl’ın mücadelesidir. Lanet Muaviye, Ehlibeyt’in büyüklüğünü kabul edemedi ve Hz.Muhammed Mustafa’nın Hakikat Kur’an’ını ele geçirmek istedi. Ehlibeyt’in çektiği İnsanlık sancağının çıkarlarına ters düşmesi nedeniyle de kirli bir oyun ve kanlı bir savaş başlattı. Bu savaş, Yezit soyu tarafından tek taraflı başlatıldı ve Peygamber soyu yani Ehlibeyt hedef olarak alındı.

İmam Üseyin’in davası, Emevi tarihinin sayfalarında yazıldığı gibi, Ehlibeytin verdiği bir “iktidar” kavgası değildi haşa. Öyle olması da düşünülemezdi !.. Çünkü Ehlibeyt, Allah yolu’nun sahibiydi. Allah yolunun sahibi olan Ehlibeyt’in dünya saltanatı, kürkü, koltuğu peşinde olması da imkansızdı. Hz.Üseyin’in mübarek kanı üzerine saltanatlarını kuranlar, Hz.Üseyin’i tarihte bitirmek isteyenler asla  bunu başaramadılar ve O’nu gönüllerden, dillerden silemediler ve Dünya durdukça da silemeyecekler…

Hz.Muhammed ve Hz.Ali’nin soyu Ehlibeyt’ini asıp kesenler bu mübarekler gayba girdikten (dünyasını değişmek ) sonra karşılarında doğruyu haykıracak ve karşı duracak kimse kalmadığından “İslam” adı altında zulüm devleti kurdular ve medreseler açarak , bugün yaşanan “İslam’ın” temellerini attılar. Peygamberimizin gaybından en az 200 yıl sonra ortaya çıkan sözüm ona din alimleri aradan geçen seneleri unutup peygamberin yanındaymış gibi “Hadis” , “Sünnet” adı altında Emevi, Abbasi geleneklerini, âdetlerini peygamber sözü , davranışı diye insanlara baskıyla, şiddetle kabul ettirdiler.

***

Suriye dağlarını kaplamış duman
Yetiş atam Ali halimiz yaman
Yetmiş iki yerimden bıçağı vuran
Kerbela diyarında kanımı koyan

Üseyin’in babasına Ali dediler
Muhammed meydanda Veli gördüler
Ilgıt ılgıt bedenlerim ezdiler
Gömlekler elinde sokak gezdiler

Hz.Üseyin’ini şehit ettikten sonra o mübareğin kanlı gömleğini sokak sokak gezdirip o dönemdeki topluma korku verdiler. Küfe kafirleri, Ehlibeyti satan alçaklar ;

Eğer,

“Hz.Ali’nin gücü olsaydı hem kendinin hem de oğullarının başına bunlar gelmezdi.”

“Hüseyin ile Yezid’in mücadelesi siyasi bir kavgadır.”

“Keşke Hüseyin, Yezid’e biat etseydi de şehit edilmeseydi.”

“Yezid, Hüseyin’in öldürülmesini asla istemiyordu.”

diyerek , Ehlibeyti bırakıp lanet mavya soyunun tarafında yer aldılar ve günahkar oldular.

Kendi saltanatlarını devam ettirmek , insanları egemenlikleri altında tutabilmek için işte bu alçakça yalanlara ve “sapık” düşüncelere başvurdular ve halâ bunların uzantıları bu yalanları söylemeye devam ediyor.

Türbenin üstünü nakşeylemişler
Seni dört köşeye baş eylemişler
Yezidin bağrını taş eylemişler
Gel dinim imanım İmam Hüseyin

Pir Sultan Abdal

***

Yezidin ordusu, ellerinde siyah şeriat bayrakları, kafaları gözlerine kadar siyahlar içinde tanınmamak için yüzlerini gizlediler. İnsanlardan yüzlerini gizlediler fakat Hakkın huzurunda yüzleri  kara olmaktan kurtulamadı. Önlerine gelen herkesi kılıçtan geçirip, Ali diyen dilleri kökünden kestiler, evleri yaktılar, Ehlibeyt’in kadınlarını çıplak olarak develere bindirip Şam’a gönderdiler, sevenlerini ise zincirleyip sürgüne… Yine, kiliselerden bozma yeni yapılara cami adını verip bu Emevi camilerinde Hz.Ali’ye ve soyuna küfrü ritüel, zorunluluk haline getirdiler.

***
Kerbela, Allah ve insanlık davasının güdüldüğü yerin adıdır.

Kerbela, salt bir şehir adı değil , Ehlibeyt kanının döküldüğü, Peygamber soyuna kılıç çekildiği , bir matem yeridir.

Kerbela bundan dolayı ; acıyla, kederle, gözyaşıyla ve Şahların Şahı olan, Allah şehidi Hz. İmam Üseyin ile sonsuza kadar anılacaktır.

Kerbela toprağının yüzü gülmez, insanlarının da yüzü gülmeyecektir çünkü dünya çıkarları için evliyayı, Hz.Üseyin’i “sattılar” , Hz.Üseyin’i küfe kafirlerinin eline verdiler !.. İmam Üseyin’in şehit edilmesi; Kerbela’dan günümüze kadar Mümin ile münkiri ayıran en belirgin olay oldu. Şah Üseyin’den yana olanlar mümin, Yezid’ten yana olanlar ve bu vahşete sessiz kalanlar ise münkir idi. Yüzyıllar  önce Peygamber soyunu hunharca katledenlerin bugün ki uzantıları; Hz.Üseyin için bir damla gözyaşını çok görüp, onu katleden cehennem köpeklerinin isimlerinin başına Hazreti , sonuna da R.a (Radiyallahu anh:Allah ondan razı olsun ) gibi kavramlar kullanıyorlar. Ey Muhammed Mustafa’dan şefaat bekleyenler ! Allah , Ehlibeyt’e  her dönemde düşmanlık yapan ve Ehlibeyt’i  kastedenlerden razı olur mu ?..

Hz.Üseyin; kainat şehididir, iki cihanın serveridir, Ulu divanın sahibidir, dünya durdukça , ay güneş gökte var oldukça Şah Üseyin var olacaktır. Hz.Üseyin bitmez, tükenmez, O , dünyanın güneşidir. Dünya dolar boşalır, Hz.Üseyin yeniden gelir…

Hz.Üseyin; şehit edildiği günden bu güne ; her gelen evliyanın dilinde , kalbinde , aşkında, ateşinde, inancında ve ibadetinde olduğu için zamanımıza kadar geldi ve sevgisi, saygısı, matemi yaşatıldı. Ne yazık ki, Hz.Üseyin’in gerçek varlığı tarihte anlatılmadı , gerçekte neden şehit olduğu bildirilmedi , toplumdan saklandı !

Hz.Üseyin’in şehit edilmesinden sonra toplum Alevi- Sünni diye ikiye bölündü ve mezhep ayrımları gündeme geldi. Çıkarcı insanlar yanında, mezhep ayrımları gitgide çoğalmaya başladı ve bugüne kadar devamede geldi. Oysa ki din, dil,ırk ayrımı ayrımı gözetmeden, beraberce bütün güzellikleri tüm insanlarla paylaşarak yaşamalıyız.

***

Allah şehidi İmam Üseyin için dünya’da yas-ı matem tutan tek inanç, ibadet,sevgi ve insanlık yolu Hak  Muhammed  Ali yoludur.

Bu yol ; Eline, diline, beline hakim olmayı düstur edinen, yetmiş iki millete bir nazarda bakan , adaletin, eşitliğin, doğruluğun, hoşgörünün, birlik ve beraberliğin bir simgesi olarak geçmişteki Evliyaların rehberliğinde , yüzyıllardır olduğu gibi bugün de yaşayan tek Ehlibeyt Evliyası Zöhre Ana ile varlığını sürdürmektedir ve dünya durdukça da sürdürecektir.

Tüm gelen ermişlerin, evliyaların kervanı Hz.Ali’nin kervanıdır. Bu kervanı kimse durduramaz !..

***

Muharrem Ayı (Orucu) yani Yas-ı matem günleri 26 Şubatta başlar.

26 – 27 – 28  Şubat tarihlerinde toplam üç gün Hz.Muhammed’in (Hızır) yası matemi tutulur.

1 – 2 – 3  Mart tarihlerinde  tutulan Eba Müslüm’ün yası olarak bilinen matemdir. Üçler aşkına ve Allah rızası için tutulur.

4 – 15  Mart tarihleri arasında toplam 12 gün Hz.Üseyin‘in yası matemi tutulur.

ŞUBAT 25’i 26’ya BAĞLAYAN GECEDEN  MART AYININ 15’i AKŞAMINA KADAR KESİNTİSİZ OLARAK 18 GÜN YASI MATEM TUTULUR.

ŞUBAT 26’sı ile MART 15’i ARASINDAKİ YASI MATEMDE;

SU İÇİLMEZ
ELMA,
KUŞBURNU,
MADIMAK OTU YENİLMEZ.
MART’IN 3’ÜNDEN İTİBAREN KURBAN KESİLMEZ
YAS GÜNLERİNDE DÜĞÜN, NİŞAN, EĞLENCE YAPILMASI GÜNAHTIR
EVLİLİK İLİŞKİLERİNE DİKKAT EDİLMELİDİR.

Zöhre Ana’nın bildirdiğine göre kirli kirli ibadet olamaz ve temizlik insanın hem özünde hem de bedeninde olması gerekmektedir. İman temizliğinin yanı sıra beden temizliğinin de önemi büyüktür.

Bazı yörelerde kendi kurallarına göre banyo yapılmaz, sakal kesilmez, soğan, patates, et, yumurta, çay gibi maddeler yenerek oruç tutulmaz, diye bir uygulama vardır. Bu uygulama yanlıştır. Oysa ki , temiz bir şekilde, abdesti ve Ehlibeyt namazı ile dört dörtlük bir inançla oruç tutulmalıdır. Zevke göre yemek yapılmadan, çeşit çeşit zengin sofralar yerine ne bulunur ise yenilmelidir.

Yası matem tutulurken gece mutlaka sahura kalkılmalıdır. Sabah saat 4’ten sonra yeme-içme kesilmeli ve iftar akşam saat 6’da yapılmalıdır. Sahura kalkılmadan oruç tutulamaz. Yemek yenmese dahi sahura kalkılmalı, abdest alıp niyetlenilmeli, yine iftar vakti abdest alınarak bu gerçekler yüzü suyu hürmetine dilekler tutularak oruç açılmalıdır.

Orucun HURMA veya  ÜZÜM  ile  açılması sevaptır.

***

 

Pin It on Pinterest